Sessizliğimle konuştuk dün akşam karşılıklı,bayağı dolmuş içi. Çaylarımızı yudumlarken döktü eteğinde ki her şeyi. Uzaklara gitmek istiyormuş artık,neresi olursa olsun farketmez dedi.
Sonra sordum ona:
-Peki sesimide götürecek misin?
–Ben böyle mutluyum kendimle başbaşa.
–Peki senin kararın,sen bilirsin…
Çayı bitince kalktı odasına gitti, eşyalarını toplamaya başladı. Önce ona sonra kendime şaşırdım, bu kadar çabuk mu diye düşünmeden edemedim. O da sanki düşüncelerimi okumuş gibi odadan çıkıp yanıma geldi,bir an önce gitsem iyi olacak dedi,hem senin için hem de benim için. Gittiğim yerden yazarım sana, merak etme…
Aceleyle hazırlanıp aynı hızla kapıdan çıktı ve gözden kayboldu, arkasından izledim bir süre. Sonra aklıma o meşhur söz geldi:
O'nun yarattığı herşey ve herkes güzeldir, ömrümüze nasip ettiği herşey güzeldir, başımıza gelen musibet de,şer de,hayır da güzeldir. Durum itibariyle güzel değilmiş gibi görünse de netice itibariyle güzeldir. Dünyayı ayağımızın altına ödül olarak seren, her türlü nimeti hizmetimize sunan, aldığımız her zerre nefesi hesap bile etmeyen, içtiğimiz suyu limitsiz gönderen Rabbimizin Dünyada istediği en önemli şey Şükür ve Namazımızdır…
Onu andığımız her an, O da bizi anar, Onu düşündüğümüz her saniye O da bizi düşünür,Onu tasavvur ettiğimiz her bir salise O da kulunu tasavvur eder ve Rahmetini,Merhametini,Kudretini hissettirir farkında olsak da,olmasak da…
İmanını diri tutabilen insan Ala-yı İlliyyine’de çıkar, Esfel-i Safiline’de düşer ayağı kayıp. Ahir zamanın imtihanları kapımızı hep çalıyor, hep tıklıyor, hep zorluyor kaleyi. İmanlarımız saman alevi gibi bir parlayıp bir sönüyor, Onun bahşettiği güzelliklerin yanında. Her sabah Başımızı secdeye koyup çıkabiliyorsak evden, her öğlen,her ikindi,her akşam ve her yatsı usanmadan seccademizi serip eğilebiliyorsak huzurunda, Elhamdülillahlar dökülüyorsa dilimizden her daim, bir şansımız vardır belki de hala. Sırtımızı,gönlümüzü,ömrümüzü ona dayayabiliyor elimizden geleni yapıp,tevekkülü düşürmüyorsak kelimelerimizden yeni bir hazine sunulmuştur önümüze belki de…
Onun En güzel isimleriyle içimizi bezemeye çalışıp, En güzel Sıfatlarıyla Ruhumuzu donatmak için mücadele ediyorsak nefsimizle kora kor, son nefese kadar sürecektir bu savaş bir an bile durmadan. Ölü taklidi yapan nefis, ansızın darbe yapmak için çıkarınca kafasını saklandığı yerden, şaşırır kalırız bunca zaman daha ölmedi mi diye. Nefes varsa,nefis de vardır hesabına çekiliriz bir anda…
Nefis 7 başlı yılan derler Erenler,Veliler,Kırklar,Yediler. Bir başını ezsen diğer başları müdafaya geçer karşında. Yenilmez değildir lakin kolay kolay da pes etmez dünyanın Şanına,Şöhretine kapılan Bizlere karşı. Faniliğimiz en önemli şöhretimizdir unuttuğumuz,bugün var yarın yok olacağımız en açık delildir geçiciliğimize, karnelerimiz önümüzde, notlarımız yazılır Sağ ve Solumuzda…
Bir kefene, bir de mezara sığacak kadar küçüğüz dünyaya sığamasak da. Ademliğimiz, Ademe sevkedilince gideceğimiz yer Onun huzuru. Ne Cennet ,Ne Cehennem bilmesek de akıbetimizi,En güzel yer Mahşer Meydanı, En güzel An Hesap zamanı, En güzel yürüyüş Sırattan geçiş, En güzel yaratılanlar Tüm Alemler…
En Güzel Olan O,En Güzel Yaratan O,En Güzel Olanın Sahibi de,En Güzele Atfedilen İltifata Mazhar Olanda O…
Yüzün düşer gölgemin üstüne, sessiz devrimlerin sancısına abone olurum kırk ikindi vakitlerinde, kah kalır kah giderim şafak sökümlerinde, yolculuk yaptığım otobüsün buhar tutan camına yazarım günlerin adını,sayısını… Bir dolu kahkaha yükselir kalbimden yüzüme doğru, mazinin en mazisini hatırlar kendime gülerim en çok. Ruhuma doldurduğum çocukluğum çıkar gelin elinde kitaplarla bugün hoca çok ödev verdi diyerek… Hatırladığım her şey hazinem olur, demli bir rize çayı eşliğinde düşünürüm gelmiş,geçmiş ve geleceği. Kantin sırasında tostu hayal edip simit aldığım günler gelir aklıma. Zillere basıp kaçtığım akşamlar kovalar ansızın… Ne yetişkinlik ne de çocukluk tek başına bırakır beni, ikisi de yoldaşlık eder ilerleyen ömrüme…Bayram Günaslan
Dağlar kıyıya dik uzanınca insanda dik yürüyordu belki. Arabayla gitmek yerine, yürüyerek dünyayı dolaşmaya niyet etmek, sofradan doymadan kalkmaya benziyordu…
Kendiniz olun, diğer herkes çoktan kapıldı.
— Oscar Wilde.
Bu yeni blogumun ilk gönderisi. Bu bloga yeni başlıyorum. Yeni gönderiler için gözünüz açık olsun. Yeni güncellemeler yayınladığımda bilgilendirilmek için aşağıdan abone olun.
Bu, orijinal olarak Blog Yazma Üniversitesi’nin bir parçası olarak yayımlanan örnek bir gönderidir. On programımızdan birine kaydolun ve blogunuza doğru şekilde başlayın.
Bugün bir gönderi yayımlayacaksınız. Blogunuzun nasıl görüneceği hakkında endişelenmeyin. Blogunuzu henüz adlandırmadıysanız veya bunaldığınızı hissediyorsanız merak etmeyin. “Yeni Gönderi” düğmesine tıklayıp bize neden burada olduğunuzu söylemeniz yeterli.
Bunu neden yapmalısınız?
Çünkü bu, yeni okuyucuların bağlam hakkında bilgi edinmesini sağlar. Blogunuz neyle ilgili? İnsanlar blogunuzu neden okumalı?
Blogunuz ve blogunuzda neler yapmak istediğinizle ilgili fikirlerinize odaklanmanıza yardımcı olur.
Gönderi kısa veya uzun olabilir ve hayatınıza dair kişisel bir giriş, blogun amacı hakkında bir açıklama, geleceğe dair bir manifesto ya da yayımlamak istediğiniz içerik türlerine genel bir bakış sunabilir.
Başlamanıza yardımcı olacak birkaç soruyu aşağıda bulabilirsiniz:
Kişisel bir günlük tutmak yerine neden insanların okuyabileceği bir blog yazıyorsunuz?
Hangi konular hakkında yazmayı düşünüyorsunuz?
Blogunuz aracılığıyla kimlerle bağlantı kurmak istersiniz?
Önümüzdeki yıl boyunca başarıyla blog yazarsanız nereye ulaşmış olmak istersiniz?
Bunlar hakkında yazmak zorunda değilsiniz. Blogları harika kılan özelliklerden biri de öğrenmemizle, gelişmemizle ve birbirimizle etkileşime geçmemizle devamlı olarak gelişmeleridir. Ancak neden blog yazmaya başladığınızı ve buna nereden başladığınızı bilmeniz faydalıdır ve hedeflerinizi açıkça ifade ederek, daha fazla gönderi fikri elde edebilirsiniz.
Nasıl başlayacağınızı bilemiyor musunuz? Aklınıza gelen ilk şeyi yazın. Hepimizin sevdiği yazma üzerine bir kitabın yazarı olan Anne Lamott, kendinize önce “kötü bir taslak” yazma fırsatını tanımanızı söylüyor. Anne harika bir noktaya değiniyor; endişe duymadan, yalnızca yazmaya başlayın ve sonra düzenleyin.
Yayımlamaya hazır olduğunuzda, blogunuzun odaklandığı konuları açıklayan üç ila beş etiket ekleyin: yazma, fotoğrafçılık, kurgu, ebeveynlik, yemek, arabalar, filmler veya spor. Bu etiketler, bu konularla ilgilenen ziyaretçilerin Reader’da sizi bulmasına yardımcı olur. Yeni blog yazarlarının sizi bulabilmesi için etiketlerinizden biri mutlaka “zerotohero” olsun.