Biz kimiz???

Hiç kusurlarınızı düşünüp, olumlu yönde kendinizi geliştirmeye çalıştınız mı hayatınızın herhangi bir anında, ya da halk dilinde ki tabirle benim yoğurdum ekşi değil,ekşimez de diyerek zeytinyağı misali mi davrandınız.

Cenab-ı Allah insanı yaratırken, Melekler itirazvari bir dille, fitne çıkartacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın dedikleri an Rabbimiz, Sizin bilmediğinizi ben bilirim diyerek cevap vermiştir.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ
أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء
Bir zaman Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Melekler dediler ki: “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” (Bakara/30)

İnsanın,mükemmel yaratılmasının yanı sıra,zayıflığı,muhtaçlığı ve kusurları da bu mucizeye eklenmiştir. Rabbimiz, İnsanı kendisini tanısın,ibadet ve kulluk etsin, kendisine verilen tüm cihazatlar ve Halifelik unvanı ile Rabbini en iyi şekilde Müslümanca temsil edebilsin diye yaratmıştır. Cennetten kovulan Hz,.Adem ve Hz.Havva’yı kandıran şeytan ise onlara secde etmemiş ve türlü oyunlarla onları Cennet-ül Baki’den kovdurmuş, faniliğinden başka birşeyi olmayan yaşadığımız dünyaya gönderilmelerine sebep olmuştur.

Kıyamet gününe kadar Rabbimizden mühlet alan şeytan, hala türlü fitneler,cazibeler,bal tuzakları ile insanları gaflete ve dalalete sevk etmeye çalışmış bunların içinde kandırdığı faniler de bayağı çoğalmıştır. Habil’i, Kabil’e öldürten ve onu gömmesini öğreten şeytan, günümüzde ise post-modern olarak bin türlü oyun ile ruhlara,zihinlere,sokaklara,evlere girmekte mahirleşmiştir. Gözümüzü açtığımız bu çağ, imanların elde kor olarak tutulacağı Çağ’ın ta kendisidir. Bilinçli veya bilinçsiz olarak bunu yaşayan ya da yaşadığını anlamayan Hak dine mensup tüm insanlar ve mensup olmaya aday olanlar, farkında değiller pek durumun ciddiyetinin.

Sonsuza kadar yaşamak gibi bir istek var bir çoğumuzun içinde. Dün konuştuğumuz komşumuzun cenaze haberini alınca bir an şaşıran,üzülen ama cenazeyi defnettikten sonra hayata daha sıkı sarılan bizler, Ölümü pek aklımıza getirmiyor, ölmek için erken olduğunu düşünüyoruz kaç yaşında olursak olalım.

Hep birşeyler bitsin sonra kılarız dediğimiz Namazlarımız, duvarda asılı duran Kur’an’larımız,
bizi bekliyor. Rabbimize aşk ile bağlanacağımız, onun bize hediye ettiği herşeyi yine onun yoluna harcayacağımız, gecelerde kalkıp huzuruna duracağımız ve bize rehberlik edecek olan Namazımız ve Kur’an’ımız bizleri hep bekliyor. Kıyamete doğru uçup giderken zaman, bir kelebeğin ömrü kadar bile değil tüm yaşamımız muhtemelen, kulağa çok uzun gelse de 80-100 yıl, Ahiret yurdunun yanında 1 saat eder ya da etmez.

İnsan, bu dünyada misafir olduğunu, hadi dendiği an sorgusuz sualsiz herşeyi bırakıp gideceğini çoktan unutmuşa benziyor. Hatırlamalıyız, neden burda olduğumuzu, ne yapmamız gerektiğini, görevlerimizi, sorumluluklarımızı, sadece kendimizin değil ailemizin,komşumuzun,akrabamızın,iş arkadaşımızın yanlışa saptığını gördüğümüz an onu uyarmakla mükellef olduğumuzu, bana ne kim ne yaparsa yapsın mantığının yanından bile geçmeden Müslüman bilinciyle, Müslümanca yaşamaya çalışmalı, gayret etmeliyiz. Ahir zaman da ateş topları her yerimizi kavursa da vazgeçmeden bu dünya da yanmalıyız….

Bayram Günaslan

Ömür Hikayesi…

Gönül cama benzetilir ya, kırılırsa yapışmaz misali. Ömür gama bulanır ya, önce ruhunu,sonra saçlarını,sonra da bedenini yaşlandırır giden geri gelmez misali. İçimizden kopup gelen çöl fırtınaları, bir damla suya muhtaç kalmışız gibi birbirine katar götürür ya gecenin saniyelerini. Karaladığımız ömür sayfaları biter ya birden bire ansızın. Ecelin zamanı,yaşamın kararı olmazmış, faniliğimizdir yoldaşımız. Anlatmakla bitiremediğimiz dünya zevklerine müptela olduk, yaşamadan konuştuğumuz taklidi imanımız panzehir olmaktan öte zehir enjekte ediyor ruhumuza…

Her gece ölüme yatıp, her sabah yeniden doğuşa uyanmanın hafifliği, yeniden yeniden hesabımıza yatan 24 altın değerinde 24 saati neye harcadığımızın,nasıl tükettiğimizin hesabını verecek olmamız, Mahşer-i Meydan’da hesap defterlerimiz gibi ortalığa saçılmamız…

Islanıyoruz günah yağmurlarında,dağlanıyoruz ateşlerde, boğuluyoruz denizlerde, ayaklarımız kayıyor sağlam durmaya çalıştıkça, düşüyoruz yerlere kalkmak için çabaladıkça. Parça pinçik tüm kelimelerimiz, hecelerine ayıramıyoruz dertlerimizi…

Geçmişten geleceğe,gelecekten bugüne uzanmak için yoruluyor, kollarımızı kaldıramıyor,kafamızı taşıyamıyoruz gövdemizin üstünde. Hangi çözüm,hangi düşünce,hangi yaşam,hangi araçlar alıp götürür bizi bu dünyadan,hangi fanilik derdimize çare olur O’ndan başka, hangi Kudret özümüzü hatırlatır O’ndan başka…

İçimizin kederi yüzümüzün gülümsemesine karışır, anlatmak bir yana anlatmamak hoşumuza gider aslında. Gönül cama benzetilir ya,kırılırsa yapışmaz misali. Ömür gama bulanır ya,önce ruhunu,sonra saçlarını,sonra da bedenini yaşlandırır giden geri gelmez misali…

Bayram Günaslan

Aynalar…

Yüzleşmek insanın ruhunun şifasıdır, dünyaya gelip konuşmayı öğrendiğimiz andan itibaren dil yarasına düçar oluruz zaman zaman. İsteyerek ya da istemeyerek incitir üzeriz, Rabbimizin her daim içinden bize baktığı gönül veya kalp de dediğimiz nazik,hassas ve masumiyetin başkentini…

Kur’an-ı Kerim
Tefsir Nisâ Suresi
Nisâ Suresi – 36-39 . Ayet Tefsiri

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ ﴿٣٦﴾
اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناًۚ ﴿٣٧﴾
وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪يناً فَسَٓاءَ قَر۪يناً ﴿٣٨﴾
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يماً ﴿٣٩﴾
Meal (Kur’an Yolu)
﴾36﴿ Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anababaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez
.
﴾37﴿ Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, Allah’ın kendilerine lutfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
﴾38﴿ Ve bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarfedenlerdir. Bir kimsenin arkadaşı şeytan olursa o ne kötü bir arkadaştır!
﴾39﴿ Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine verdiğinden harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyla bilmektedir.

Rabbimizin buyruğu açıktır, iyi İnsan,iyi Müslüman ve Mümin, iyi Aile babası,iyi Evlat,iyi Akraba,iyi Komşu olmak üzere yaşamımızı düzenlemek için mücadele etmek ve Rabbimizin emrettiği gibi Dosdoğru olmaya çalışmak. 3 kuruşluk geçici menfaatler için doğruya doğru, Hakka Hak demekten vazgeçmemek, makamı,mevkisi,serveti,malı ve mülkü için fanilerin önünde eğilmemek ve İslamın izzetini feda etmemek…

Tövbe;

Samimi bir tövbedir içimizin karanlıklarını aydınlatacak olan, samimi bir tövbedir güneşin doğuşuna tanıklık edecek olan, samimi bir tövbedir çıktığımız insanlığa tekrar dönmemizi sağlayacak olan…

“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, El-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi. Ve nes-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”

İstiridye kabuğunun içinde ki İnci tanesi kadar kıymetli bir hazinedir samimi bir tövbe. O hep affedicidir,O hep kucağını açandır, O hep iste kulum vereyim diyendir, Onun bağışlayıp lütfettikleriyle Ağalık yapan bizleri,haddini aşıp,fıtratını bozanları ilk samimi tövbesinde affeden O’dur. Şu dünyada ki,kainatta ki,alemde ki her şey ama her şey fanidir. Tek Baki,tek gerçek,tek kalıcı olan O’dur. O’nun rızasına,O’nun sevgisine,O’nun sevdiği olmaya talip olmak yapılabilecek en güzel niyet, mücadele etmek en güzel eylemdir…

Bayram Günaslan

Savaşın Kopardıkları…

Tik tak tik tak sesleri kulakları sağır ederken, Mazlumların üzerine atılan fosfor bombaları,füzeler,roketler,toplar,yağdırılan kurşunlar 30 saniye ekranlarda 10 saniye zihinlerde yer buluyor ikinci bir habere kadar yok sayılıyordu. Adı savaş olan, Zalimlerin zulmünü,Mazlumların masumiyet ve çaresizliğini artıran o eylemin gerçekliğini sorgulamak gibi…

Ahir zaman…

Bu çağın kurbanlarıyız biz, Ahir zamanın fedaileri olamadık hala, bozuk sistemin çarklarına destek olmaktan öteye gidemedi nefes alış-verişlerimiz, varlığımızı Rabbimize armağan edemedi, ruhumuzu onun yoluna adayamadık kısa zamanımızda…

Özeleştiri yapmaktan köşe bucak kaçıyoruz, hatalarımızla, kusurlarımızla yüzleşmekten korkuyoruz, sınırsız bir sessizliğimiz var zannediyor konuşmaktan imtina ediyoruz maalesef. Zalimin zulmünü yüzüne haykırmak bir yana, bana dokunmayan yılan bin yaşasın modundan bir türlü çıkamıyoruz. Suya sabuna dokunmadan geçiştirmeye çalıştığımız Müslümanlığımız hesap gününde yakamıza yapışacak farkında olamasak da…

Ne biz ne de dünya lezzetleri baki değil, kalıcı değil, bir Cuma akşam namazı vakti Sur’a üflenecek ve içinde yaşadığımızı zannettiğimiz bu dünyadan anavatanımıza terhis olunacağız .Gideceğimiz yer belli olsa da, Rabbimizin merhametine,mağfiretine, rahmetine sığınıyoruz…

“O Rahman’dır, O Rahim’dir, O Gaffur’dur, O tüm Alemlerin Rabbidir, O hepimizin ve herşeyin Sahibidir. Gidişimiz O’na, Kavuşmamız O’na, Sevgimiz, Sevdamız O’na…

Bayram Günaslan

Gönül Fermanı…

Her olmayan murat için üzülme ey gönül, Olanda da olmayanda da bir Hayır vardır. Olmayanda Rabbinin rızasını gözetmemiş, nefsinin esiri olmuşsun, kul hakkına girmişsindir belki de. Olmaması hem dünyan hem Ahiretin için daha hayırlıdır hikmetini bilemesende. Rabbinden Helal rızık iste dahi helal yemek. Seni mükemmel şekilde yaratan, seni Halife kılan,seni akıl nimeti ile donatan Rabbin elbette yolunu göstermiştir…

Hz.Adem(A.S) Babamızdan Hz.Muhammed(SAV) Efendimize kadar Rehberlerini gönderen Kutsal Kitabeleri akletmen için indiren, dünya da bile seçeceğin yol konusunda serbest bırakan Rabbin her şeyin en doğrusunu bilir ve gönlüne girer. Onun sevdiği olmak,Onun razı olduğu olmak, Onun Kulu olmak,Onun Gören Gözü,Duyan Kulağı, Onun Hakkı Söyleyen Sözü olmak. Dünya da iken dünyadan geçip,Ölmeden Ölümü Tatmak…

Yunus Emrem’in dediği gibi olsa gerek;

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni…

Bayram Günaslan

Sana,Bana,O’na…

Hamız henüz dalından düşmeyen meyveler gibi. Bilmediğimizi dahi bilmeyiz, anlamayız anlatmaya çalışırız, dinlemeyiz dinletmeyi severiz. Kitap okumayız isimlerini ezbere biliriz. Gazetelerin resimlerine bakar geçeriz. Televizyona göbekten bağlı, internetle evliyiz. Uyanır uyanmaz baktığımız bildirimlerimiz hasretle beklediğimiz mektup sanki. Paylaşımlar mektubun pulu galiba. Öğrenmek görmekle eşdeğer olur algılarımız da. Yeni bir şeyle tanışmak uzak gelir aklımıza. Neyi nasıl yaşadıysak,nasıl yerleşmişse zihnimize en doğrusu o olur Ömrümüzün geri kalanında. Fikirler,düşünceler mantıklı da olsa işimize gelmeyince dikkatimizi de çekmez. Popüler olan her şeye hayranlığımız en yukarılarda. Yeni çıkan trend topiclere hemen sahip olmalıyız…

Hamız henüz dalından düşmeyen meyveler gibi…

Bayram Günaslan

Hangi Mutluluk???

Mutluluğun içeriği rakamlara değil duygulara endekslenirse hakikate kavuşur. Modernlik her şeyin en büyüğünü,en pahalısını,en şatafatlısını almayı telkin edip dururken zihinlerimize ve ceplerimize. Basit,sade,mütevazi,kanaatkar ve tevekkül içerisinde yaşamak daha kolaydı aslında. Labirentlerin içinde bulamadığımız yolumuz, hissettiğimiz ama uygulayamadığımız prensiplerimiz, uyandığımız her yeni sabah sil baştan başlamak isteyip atamadığımız adımlarımız. Geç kalmadık kendimize dönmek için,geç kalmadık özümüze inmek için. Hayat sadece banka hesaplarından, kazanılan maaştan, harcanan paradan ibaret değil…

Bazı şeyler dönemsellik arzeder. Bir zamanlar kısa yoldan köşeyi dönmek, en yakınına bile kazık atarak zenginleşmek isteyen sayısı fazlaca olan bir topluluk, tabiri caizse elden ayaktan düşme moduna girince özeleştiri ve geçmiş günlerin muhasebesini yapmak adına, itiraflarını döküyor orta yerlere. Çöp poşeti açmadan sağa sola saçarak anlatılanlar en çok duyanları yoruyor. Duymamaya çalışmak,kulak tıkamak,sessiz kalmak fayda etmiyor, illa ki bir yerden gelip dinletiyor kendini malayani sözler…

Mutluluk rakamsal bir değer değildir, duygularımızın tercümanıdır…

Bayram Günaslan

Gece-den Kondu

Eskiden, kentsel dönüşüm furyasının toprağı sertleştirmediği zamanlar da, ismiyle müsemma bir gece de konuveren kondularımızın balkonunda püfür püfür esen rüzgarın,ağaçların ve kuşların, Doğadan Sesler Korosu olarak verdikleri eserleri dinlerdik. Televizyonun az,sohbet ve dost meclislerinin bol olduğu günler eksik olmazdı sofralarımızdan. Mahallece açılan iftarlar,aynı kamyonla gidilen piknikler,zor zamanlarda kenetlenen omuzlar düşmesine izin vermezdi kimsenin. Kimse kimsenin akrabası ya da yakını değildi ama komşusuydu herkes birbirinin. Yağ biterdi komşular vardı,un biterdi komşular vardı,dert’te, tasada,hastalıkta,hüzün de,sevinçte her daim komşular vardı. Kusura bakılmaz,kusur araştırmak hoş karşılanmaz,dedikodu ayıplanır,gıybet edenler terslenirdi…

En zengin olduğumuz yıllardı mübalağasız. Para bir amaç değil kağıttı sadece, gözümüzde ve gönlümüzde. Paylaşmak en doğal alışkanlıktı,paylaşmayınca utanılır suçluluk duyguları cirit atardı meydanda.İnsanın doğallığını en üst seviye de yaşamasıydı bu muhtemelen…

Okula gidiş gelişlerde ayrı bir renk katardı günlerimize,her sabah toplu olarak evden çıkılır kah şarkı söyleyerek kah sohbet ederek,fıkralar eskortluğunda şen şakrak bir muhabbet olurdu. Dönüşlerde zirveler görülür,tüm okul kahkahalar ile çınlatırdı kulakları.
Yıllar ilerledikçe gecekondular,onların içinde atan samimi yürekler ve sokakta ki özgürlük kayıplara karıştı, okul yolları servislere tahsis edildi uzun süredir…

Çağa ayak uydurdu insanlar, yüksek apartmanlar,son sistem güvenlikli siteler ve lüks araçlar,jipler, tabi bir de ikiz kardeşten daha yakın elektronik cihazlar, bitmeyen seçenekler,alternatifler bolluk sarhoşu yaptı herkesi. Kanaat makamı mumla aranıyor, her şeyin en iyisi, en mükemmeli olmalı hırsı ruhları kör duyguları ters yüz etti, anlamıyoruz artık neresi düz neresi ters…

Bayram Günaslan

Nereye Hemşehrim???

Kelime kelime,satır satır,harf harf,cümle cümle dökülsem kalemin ucundan kağıda;

Ovaları,dağları,bağları,ağaçları,kuşları,akarsuları ,rengarenk çiçekleri,baharın her çeşidini doyasıya anlatmak ve yaşamak, neredesin ey Dünya,neredesin vicdan kırıntıları,neredesin şehir sakinleri;

Düşün yollara yaşayan ölüler,kalkın ayağa yerlere düşmüş bedenler, sürünmekten vazgeçin vakur başlar, vakitlerden vakit beğenin zamana yenilenler;

Yolculuk zamanı, Gitme Zamanı…

Bayram Günaslan

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın