Seksenler ve Doksanlar…

Dünyanın en zor durumu nedir acaba,kalabalıklar içinde yalnızlık mı, fakirlik mi,işsizlik mi,yuvasızlık mı ya da sahipsizlik mi? 80’li yıllarda zirveye çıkan Arabesk furyası ile beyaz perde’ye taşınan gerçek ve gerçeküstü hikayeler toplumu duygusal bir trajediye sürüklemişti. O dönemlerde her evde televizyon bulunmaz mahallede ki tek televizyonlu eve tüm aileler toplanır,Küçük ve Büyük türkücülerin acıklı hikayeleri içli türküler ile anlatılırdı.

Filmin sonunda ise filmi aratmayacak bir trajedi ortaya çıkar mahallenin meraklı teyzeleri,emekli amcaları,yorgun işçileri ve anneleri senaryoyu gerçek zannedince en çok kötü rolde oynayan oyuncuya beddua derecesinde kızar ve bıraksalar televizyonun içine girip müdahale edecek kadar heyecanlanırlardı,tabi dökülen gözyaşları da cabası olurdu. yazlık sinemalar da o dönem tanıklık etmiştir insanımızın acılarına ve haykırışlarına.

Bir film şeridinin anlam kazanması için hızlanması gibiydi 80 ler ve 90 Lar. Hızlandıkça fıtratını,doğallığını ve özelliğini kaybeden ticaret nesli çok zengin olmak hayaliyle çıktığı yolda herşey mubah anlayışına sığınınca yüksek gökdelenlerde ofisler kazandı ama geçmişini,hatıralarını,tarihini,ruhunu ve özgürlüğünü kaybetti. Bugün herşeyin en doğalını tomarla para ödeyip almak için yarışanların dünyası,geçmişi yaşamaya ve yaşatmaya çalışanlara gurbet oldu artık…

Bayram Günaslan

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın