Günümüzün güncel konularından en önemlisi evlenme ve boşanma oranları sürekli olarak haberlerde, sosyal medya’da, gazete köşelerinde karşımıza çıkıyor. Yıl yıl evlenme ve boşanma sayıları istatistiki bilgiler çerçevesinde toplumu bilgilendiriyor. Bu haberleri gören, duyan, okuyan, maruz kalan ve maruz bırakılanların aklına gelen ilk sorunun aynı olma olasılığı yüzde kaçtır acaba? Yüzdelik dilimi kestiremiyoruz ama bir çoğu muhtemelen neden evlilikler kısa sürüyor artık sorusunu soruyordur kendine, evli ya da bekar farketmez. Annelerimizin, babalarımızın evliliklerinin nasıl olup uzun süreler devam ettiğini ve o zamanlar ki şartlarda bu insanların nasıl dayandığını anlamaya çalışmış ve merak edip durmuşuzdur aklımızın bir köşesinde…
Meşhur bir deyim vardır herkesce bilinen, çocuğun tahtını yaparsın ama bahtını yapamazsın der eskiler, bilgeler,ulular…
Nokta atışı bu tespit bir kalenin surları gibi ilk günden beri dimdik ayakta durmakta, kendisine saldıran hiç bir güç karşısında yıkılmamaktadır. Her anne, babanın evladının mutluluğunu istemesi kadar daha doğal bir durum yoktur şu elemli dünya üzerinde, tabi ayarında olmak kaydıyla. Bilmem kaç yaşına gelmiş erkeğe/kadına kendini ezdirme oğlum/kızım biz arkandayız demek, nikah salonundan çıkmadan o evliliğin temellerinin çatırdaması için artçı depremlere sebep olmak demektir. Hele ki bir de anne-baba korumacı, çocuğun tedarikçisi konumundaysa buyrun Mahkeme salonuna. Hakimin karşısında keşke onu tanımaz olaydım, benim evlendiğim adam/kadın bu değil,kandırıldım bizi hemen boşayın nolur diye sızlanmalar, üstüne düğün alışverişinde çıkan cıngarlar, herşeyin en iyisini yapacaktı söz vermişti diyerek uzayıp giden atışmalar, Hakim tokmağı vurmadan kürsüye bitmez…
Hakim bakar ki şekli insan,davranışlarının neye benzediği bilinmeyen tanımlanamayan cisim misali vızırdayan bir şeyler var karşısında haklı olarak boşar anında…
Buna rağmen evlilik varlığını koruyan nadir kurumlardan biridir. Yok olarak yeniden var olmak ona özgü olsa gerek. En çok da ülkemizde…
Bayram Günaslan
